Türkiye'de kalmış en bakir bölgelerden biri olan nostaljik balıkçı köyü Selimiye adeta cennet bahçesi. Ocak sonu ve Şubat ayı başlarında köy, kar yağmış gibi bembeyaz badem ağacı çiçekleri ile kaplanıyor. Köyün yaşlıları, "İstanbul'a kar yağarsa, biz de buralarda kazak giyer, bazen de odun yakarız." diyorlar. Köyün misafirperver halkı güleryüzlü ve doğal. Birçoğu oksijen bolluğu nedeniyle 100 yaşını geçmiş. Köyün kadınları, kırlardan topladıkları nane ve fesleğen gibi otları saçlarına ve kulak arkalarına takarak gün boyu kendilerini "Parfüm sürmüş gibi" hissetmeyi seviyorlar.
Fırtınalı havalarda doğal liman olan koy, doğal havuz biçiminde volkanik yapıya sahip bölgede deniz derinliği sahilden 15 metre açılınca 30-40 metreye ulaşıyor.
İmar izni henüz çıkmamış doğal sit alanı olan Selimiye Köyü'nde sahil boyunca baştan başa yürüyebilir, hala deniz kenarında oltanızla balık yakalayabilir, geniş koyun batı kıyılarında kürek çekip botla dolaşabilirsiniz. Yatların suya vuran yansımalarını fotoğraflayıp yorulduğunuz yerde sahil kafelerinin birinde dinlenebilirsiniz. Terrace adlı antikacıda eski semaver ve lambalar, takı, kilim ve heybeler dikkatinizi çekebilir. Selimiye'nin iki kilometre dışınadi 100 metresi sığ, pırıl pırıl kumlu "Sığ Liman" çocuklu ailelerin tercihi olan bir plaj. Selimiye'nin Kargı Mahallewsi'ndeki "ikiz çınarlar" ve "su değirmeni" görebileceklerinizin sadece bazıları.

















